İnsan Doğası ve İnsan Fıtratı…

Modern Çağ, ve bugünün Yeni Dünya Düzeni, tüm insanlığı, insan doğasının özenilecek ve ulaşılacak en büyük erdem olduğuna inandırmakta, insanı eğitmekle yükümlü bütün kurumlarını bu çerçevede işletmekte, ve bununla insan ‘fıtrat’ını insan ‘doğa’sına kurban etmektedir.
Tezata bakın, insan doğasının doğallığına özgürlük ülkesinin en görkemli tacını giydirirken bu doğallığın gene aynı insanı ve tabiatı katletmesinden rahatsız olmaz. Ne acayip! Başı boş kreş çocuklarına güç kudret vermek gibi bir sorumsuzluğu akl-ı selim adına iyiden saymaktalar.. Oysa hakikatte insanın doğası; zalim, cahil, aceleci, menfaatine düşkün, faydalandığı şeye karşı nankör, hırslı, cimri, kıskanç ve hasetçidir, say sayabildiğin kadar, belhum adal’dir. Bu böyledir.
Kendimizi sloganlarla kandırmaya gerek yok. Bunu, bu zaviyeden ele almanın insan nefretiyle alâkası yok. Bu eğilim, nefretten ziyade; ev yakan, ateşle oynayan, makasla parmaklarını kesmeye, kaynar suyu üzerine dökmeye müsait çocuğu tanıma eğilimidir. Bu çocuk kendini, geçmesi gerektiği köprülerin başında bulmalı, sonunda değil. Aksi taktirde insanlığın gideceği istikameti, sağlıklı istikameti, belirlemesi gereken insan-ı kâmillere zulüm yapmış olursunuz.
Delilere doktor gömleği, doktorlara ise deli gömleği giydirmek akıl kâri midir? İnsan-ı kâmil, kendi doğasının mahkumu olan insana acır, çocuk gibi sever, korur, gözetir, çünkü onu emanet görür, kendi evveli görür, anne gibi.
Dikkat buyrun, ‘ümmet’ kelimesi ‘üm’ kökünden gelir. Ümmet, insanların ve insanlığın anneleridir. Anne ise yemez yedirir, giymez giydirir, saçını süpürge yapar, dünyada yaşar ama dünyayı yaşamaz, bununla birlikte bu çocuğun evi yakmasına, kendine ve başkalarına zarar vermesine de müsade etmez. insan-ı kâmilin ona acıdığı kadar insan kendi kendine acıyamaz. Çünkü insan başı boş bırakıldığı zaman kendini ve içinde yaşadığı dünyayı yok eder.
Her şey ortada; çerez gibi masumlar ölüyor, kendine olgunlaşma fırsatı sunan şu güzelim dünya yok ediliyor, hayvan türleri yok edilerek ayetler tahrif ediliyor da kimsenin vicdanı sızlamıyor. Bunun ne demek olduğunu, kemal yolculuğu yapma derdi olmayan o ham insan doğasının hangi seviyelerde süründüğünü düşünün! İnsan-ı kâmil merkezli bir medeniyet fikrinin zamanı gelmiştir. Eğer bu fikrin edebiyatı, sanatı, hatta müziği, velhasılı estetiği ve diyalektiği ortaya konamazsa hayvan makâmında kalmayı erdem sayan Modern İnsan tipi insanlığın sonunu getirecektir. Zamanımız kalmadı. Bu gerçeği görememek için kör olmak lazım. Müslümanlar bunun neresinde? Açık söylüyorum, bu hakikate küffardan bile daha uzağız.

Umutsuzluk için söylemiyorum lakin çok kötü durumdayız. Kemâle yolculuk, diye bir şeyin varlığını küffar hissediyor da bizimkiler böyle bir şeyin olabileceğini tahayyül dahi edemiyor, bir varmış bir yokmuş havasındayız. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş” bir ümmet! Sorumluluğumuzu unuttuk, ruhsuzlaştık, annelik vazifemizi unuttuk, fıtratımızı yitirdik, münafıklığımız ayyuka çıktı, iki yüzlülüğümüz dudak uçuklatacak seviyelerde, en kötüsü de kurmayı iddia ettiğimiz medeniyeti, yalaka merkezli bir icraate peşkeş çekiyor oluşumuz! Neden en kötüsü? Bakın, ümmet, bir çile döneminden geçti lakin nefsinde olanı değiştirmek adına arpa boyu adım atmadı. Bu beni korkutuyor. Kasırganın gözünde zuhur eden sükûtu yaşıyor olmamızın ihtimali çok yüksek!

Kadir Kurtdemir | 30.11.2018

Bir cevap yazın