Tiyatro

'Sizin Şiirleriniz' forumunda Türker tarafından 24 Eyl 2016 tarihinde açılan konu

  1. Türker

    Türker Gayretli Üye Üye

    [​IMG]

    Donuk bakışlarıyla izliyor konuşmaları
    Başsağlığı dilediği tâziye günlerinde
    Oysa yaşamak şeffaf bir perdeye sarmaktır kanayan tabuları
    Hangi putu kırdın diye sorsa sana, yüksek duvarlı hapishânende
    Kan revân içinde kalmış sorgulamaların akılsız gürûha söven şöleninde
    Zehirli bir mantarın hayâller ülkesinde oynuyorum diyecek renkli misketlerimle
    Kim uzanabilir mekânsız çılgınlığımıza, özgürlük kokan sınırsız bahçelerimize
    Ey asırların çelik maskeleri, yalanlardan ibâretti duymak istedikleriniz
    Gerçeklerin çığlığıyla incindiniz

    Öksüz çocuk muamelesi gören acılarımızla çember kursak
    Döndürsek feleğin trajikomik çarkını
    Yâhut anlar mı yasal sevdâların dar koridorları
    Esrârengiz aşkımızın farkını

    Ben istavroz çıkaran bir keşişin siyah rûhunda yeşerttim vakitsiz tutkuları
    Karıncanın ayak sesleri sağır ederken esmer tenli hicrânı
    Edâlı adımlarında kaybetim kendimi, nurlu resimlerin melankolik geçmişinde
    Sarı bir kasırga esti kum tânelerine hitâp etmeyen, kaygıların eşliğinde

    Sen düz yollarda gülümserken kopar kıyâmet
    Ve efkârın kuyusuna düştüğünde hakkını helâl et
    Kanatlı atların sırtında uçuracaksak zihnimizi
    Konudan konuya atlayan sohbetlere övgüler düzerken
    Paradoksal nutuklar savuracak değilim
    Yıldızları ıstakayla karadeliğe sokarken

    Yâni aşk diyorum sevgilim, pek normal bir ruh hâli değil aslında
    Hicaz şarkıların gözlerimi coşkun bir sele döndüren faslında
    Çıkıp gelmelisin yanıma, özgürlüğüne duvar örenlerle dalga geçerek
    Şimşek gibi gürleyerek, umursamazlığını duyarsız gürûha armağan ederek

    Bilgeliği huzur veriyor bize, kendisiyle savaşanların
    Soluk alışı bu şehrin, kömürden elmasa dönüşen rüyâlar gibi ağırdır
    Neden bizi anlamayanların gönlü sağırdır
    Mezarlık sessizliğinde ürperen yaralar geceleri sızlar
    Siyah gökyüzünü özlemiş ip atlayan kızlar
    Gaybın sırlarını ararken cesetten farksızlar
    Kısacası özlemek yükselmek değildir göklere
    Hasret çekmek inmektir derinlere

    Pilot olmuş rûhumuza ezgiler yollayan dostlarımıza sorsak zûlmü
    Kahkaha tûfânıyla târif ederler ölümün ölümsüzlüğünü
    Kanatsız meleklerin hüzünlü vaktinde dirilen
    Dirildikçe geçmişleriyle yüzleşen arkadaşlarımız
    Başladığımız noktaydı, sonsuz yolların varsayımlarıydı ulaştığımız

    Hâtırâların gemisi yüzüyor göğüs boşluğumda
    Bakışlarım umutsuzca semâya döndü
    Bütün arkadaşlarım teker teker öldü
    Yaşayan bir ben kaldım aralarında
    Kırılıyor su testisi su yolunda

    Gençliğimiz artık karanlık mahzenlere terk edilmiş bir portre
    Çerçevesi kırılmış, boyası dökülmüş, eskimekte süratle
    Ey beni senelerce gezdiren ayaklarım
    Yorulduk berâberce, dinlenelim bakalım

    Son bir öpücük kaldı gülümseyen hâtırâların
    Dilimizi yakan ücrâ köşesinde
    Kaçınılmazdır kuşanmak beyaz kefene
    Dünyâ denen tiyatronun son sahnesinde


    Türker
    17 Mayıs 2015