Sakıncalı Düşler

'Sizin Şiirleriniz' forumunda Türker tarafından 23 Eyl 2016 tarihinde açılan konu

  1. Türker

    Türker Gayretli Üye Üye

    [​IMG]

    Soğuyan mâvi gözlü göreceli yuvanın gelinliğine kan bulaştı
    Başlangıçsız varlığının kapılarına açtı gönlünü
    Sonsuz okyanusunda kaybolurken
    Diktatör tabiatın emirlerine alıştı zamanla çamurdan âbide
    Boynuna bağladığı amellerini tercih hürriyetiyle taşırken
    Narsist aynalarda seyretti yokluğunu
    "Ben varım" diyenler de oldu
    Bebekleri ak saçlı ihtiyarlara dönüştüren günün yaklaşan ayak seslerinde
    Annelerinin rahmi kabir oldu, çığlık atarak dirilenlere
    Kısa metrajlı filmlerini izlemek için kıyâm edenlere
    Bakmaktan vazgeçip, görmeye karar verenler için
    Cehennem apaçık gözlerimizin önünde

    Dokunabildin mi kendi yansımalarına
    Yankılanan sesinin karanlık boşluğunda
    Semâda yarışan ve ağlamaya gebe kaderin
    Gezegene yapışıp sarkmasında
    Dolunayın hüzünlü yüzünü görebildin mi
    Dibi görünmeyen kuyularda aradın mı Yusuf'u
    Heykeltıraş yontarken sevgilisinin rûhunu
    Çekiç darbeleriyle yitirdi vazgeçilmezliğini aşk
    Sen hiç birini olduğu gibi sevebildin mi
    Ağlayarak dünyâya gelmeseydin, kuşku duyardım aşkından
    Bugün bizden ayrıldığı için ağlamayan, başka gün kendi için güler
    Anlayamıyorsan çilemi
    Göremeyecek kadar körsen hasretimi
    Bunu Tanrı'dan bir cezâ olarak düşünüver
    Vicdansızlık mutluluktur, haydi göreyim gamsız gülücüklerini

    Karısını mülk edinmiş erkekler için potansiyel tehlikeydi
    Şeytanla barbut oynayan gölgelerimin günahkâr heceleri
    Yarınları dikizleyen vicdânımın pişmanlığı düneydi
    Yaşamı anlamlandırmaya çalışırken geceleri

    Toprak âşık değil mi sanıyorsun buluta
    Rûhu daralan gezgin pamuğun gözyaşlarına vurgun
    Kâlbine yıldırım düştüğünde anımsa beni
    Açsın yüzünde egoizmin dikenli gülleri

    Zaaflarım ihtirâsıma dâvetiye gönderirken tez canlıydı
    Tehlikeli tutkularım kanatlarını çırparken
    Nefesimi tutarak saklanmak heyecanlıydı
    Kâlbim dörtnala koşarken
    Hâlbuki saydam olsaydı diyaloglar
    Telâşım pike yapmayacaktı uçarken

    Şimdi câzip bir dünyâ gizleniyor özlemlerinin parlak eldiveninde
    Titreyen elleriyle zindanda fırlattı düşeş zarını
    Dubara atanların kızgın bakışları eşliğinde
    Görüşmek dileğiyle, sansürsüz konuşmaya hasret kalanlar kulübünde
    Belki ziyâret eder kendi mezarını
    Dünyâya kirâlamış ukbânın mum alevinde eriyen efkârını

    İstikbâle dâir sonsuz olasılıkları güldüren kelimeler döktürmüş
    Kar tânelerini saymış, öyle yazıyor günlüğünde
    Aslında sıcak bir hücreden koptu, îlân etti bağımsızlığını
    Yine de pervâne oldu, kabûl etti tükürdüğünü yaladığını
    Felç geçirdi inançları
    Renksiz konağının algıdan ibâret merdivenlerinde
    Kimsenin görmediğini zannediyor yükseklerde ağladığını
    Şişiriyor siyah balonu soyut elleriyle
    "Sen yoksun" diyenler de oldu
    Görünmez iplerle bağlandık birbirimize
    Mesâfenin anlamı kalır mı sevdânın tek yürek çarpan misâfirhânesinde
    "Biz varız" diyenler de oldu
    Sevdim, korudum, sakladım onları yüreğimin en derin köşesinde
    Yağmur damlalarını biriktiren barınağımda
    Sakıncalı düşlerinizden kana kana için
    Hayat susacak ve saklayacak kadar uzun değil
    Aşkın gölgesini uzaktan izlemek için


    Türker
    14 Temmuz 2016