Hizmet Yolunda

'Tasavvufi Konular' forumunda Cenan tarafından 3 Kas 2017 tarihinde açılan konu

  1. Cenan

    Cenan Gayretli Üye Üye

    Hakk’a vâsıl olan yüksek şahsiyetler, dâimâ hizmet yolundan giderek menzillerine ermişlerdir. Nitekim Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin yürüdüğü mânevî yolun daha ilk adımlarından itibâren bu gayret ve hizmetlerin şâheser numûnelerini görmekteyiz. Üstâdı Emir Külâl Hazretleri, derûnundaki nefsânî temâyüllerin ıslâhı ve rûhânî istîdatların inkişâfı için ona şu tavsiyede bulunmuştu:

    “Gönül almaya bak; güçsüzlere hizmet et! Zayıfları, gönlü kırıkları koru! Onlar öyle kimselerdir ki, halktan hiçbir gelirleri yoktur. Bununla beraber, onların birçoğu tam bir kalp huzuru, tevâzu ve eziklik içinde kalıp giderler. Böyle kimseleri ara bul ve onlara hizmet et!”

    Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, intisâbının ilk yıllarında, evvelâ gurur ve kibrin zıddı olan “hiçlik” hâline ulaşmak için, hasta ve muzdarip insanlara, yaralı hayvanlara hizmet etmiş ve hattâ insanların geçeceği yolları temizleyerek uzun yıllar boyunca, kâ‘bına varılmaz bir hizmet hayatı yaşamıştı.

    Kendileri şöyle anlatıyorlar:

    “Hocamın emrettiği yolda uzun süre çalıştım. Bütün hizmetleri îfâ ettim. Benliğim o hâle geldi ki, yoldan geçerken, Allâh’ın herhangi bir mahlûku karşısında olduğum yerde durur, önce onun geçip gitmesini beklerdim. Bu hâlim yedi sene devam etti. Bu hizmetime mukâbil bende öyle bir hâl tecellî etti ki, onların inilti sûretinde hazin hazin sesler çıkarıp Hakk’a ilticâ etmelerini hisseder hâle geldim.”

    Görüldüğü üzere mânevî olgunluk yolunda mesâfe alabilmek, sadece kitap okumak veya sohbet dinlemekle değil, okuyup dinlediklerinden kendine âdeta bir reçete çıkarıp onun gerektirdiği istikâmette yaşamak ve Allah için hizmet etmekle mümkündür. Gönüllerin ilâhî sır ve hikmetlere âşinâ olabilmesi, bu nevî gayretlere bağlıdır. İşte Şâh-ı Nakşibend Hazretleri de, aldığı mânevî terbiye neticesinde, nefsine “hiçlik” ve “yokluk” tâcını taktıktan sonra asıl gönül feyzine, mânevî keşif ve fütûhâta nâil olmuştur.

    Osman Nuri Topbaş Hocaefendi - Altınoluk Dergisi
     
  2. Cenan

    Cenan Gayretli Üye Üye

    Şâh-ı Nakşibend Hazretleri buyurur:

    “Hak Teâlâ’nın inâyetiyle, kendi hatalarını görerek temizlenme gayreti içinde olan ve nefsin hilelerini gereği gibi bilen kimsenin, nefsine muhâlefet etmesi gayet kolaydır…”

    [Nefsin ne amansız bir düşman olduğunu bilmek ve onu tanımak, onunla mücâdeleye girip muvaffak olmanın birinci adımıdır. Nefsin tuzaklarından gâfil olanlar, onun verdiği zararları hissetmek bir yana, o fecî hâli âdeta tatlı bir mûsikî gibi normal karşılarlar. Yani onun ağırlığını, narkozlanmış ruhlarında hissedemezler. Dolayısıyla da hâllerini düzeltme yolunda bir gayrete yönelme ihtiyacı duymazlar.

    Bu sebeple mü’min, öncelikle nefsinin tehlikelerini bilmeli ki ona gerekli tedbirlerle, yani takvâ ve amel-i sâlih zırhıyla mukâvemet edebilsin.

    Yine bu hakîkatlerden dolayıdır ki; “Nefsini bilen, Rabbini de bilir.” buyrulmuştur.]
     
  3. Cenan

    Cenan Gayretli Üye Üye

    Şâh-ı Nakşibend Hazretleri buyurur:

    “Ehl-i bâtının/gönül ehlinin yolu; yaptığı sâlih ameli az görmek, tevâzu, hiçlik, yokluk, acz hâlinde bulunmak, amellerini kusurlu, hâllerini noksan bilmektir. Nefsin enâniyetinin kırılması husûsunda, kendini kusurlu görmek kadar faydalı bir şey yoktur. Peygamberlerin bile zelle, yani küçük hatalara düşmelerinin hikmetlerinden biri de budur.”

    [Günahlarının yükü altında nedâmet ve mahcûbiyetinden iki büklüm olmuş tevbekâr bir mücrimin hâli, amelinin zâhiren düzgün olmasına güvenerek mağrur olan, hata ve kusurlarının farkında olmadığı için âkıbetinden eminmiş gibi rahat davranan bir kimsenin hâlinden kat kat üstündür. Zira namaz kılmak, oruç tutmak, infak etmek, kişiyi Allâh’a yaklaştıran yollardandır. Fakat asıl mühim olan, bütün bunları yaparken kendinde bir üstünlük görmemek, nîmet ve muvaffakıyeti Allah’tan bilmektir.