Beni Sensizliğimle Baş Başa Bırak

'Sizin Şiirleriniz' forumunda Türker tarafından 23 Eyl 2016 tarihinde açılan konu

  1. Türker

    Türker Gayretli Üye Üye

    [​IMG]

    Kılıç diliyle katedral duvarına belirsizliğin resmini çizen
    Şato karanlığında ödüllendiren bulut zihnini zehirli sarmaşığın
    Gecikmiş trenin vagonunda olağan karşıladı kaygılı yüzünü
    Tuz basıyormuş kanayan yarana izâfî hakîkati yollarken darağacına
    Çiğnenen yaprakların selâmı var gönlümüzün uçuşan ağacına
    Tedâvi edilmesi gereken bir bağımlılıktır yüzeysel düşünme yoksunluğu
    "Kraliçenin yalanlarından içtenliğini önleyenler sorumludur" dedi ermiş kişi
    Rengârenk papuçlarını çıkardığında, yanan çalıya saklamış sönük vedâlarını
    Tedirgin gürûhun orman kuytusunda vahşî sırlarıyla bekleyişi
    Umutlandırmış zehrini içenlerin sevdânın, uzaktan duyuluyormuş nidâları

    Ciğerlerimde katran karası ayak izleri, duman altı sırlarımın dalgın edâları
    Kurutmaya niyetlenmiş zâten, yedi deniz mürekkep olsa bile deryâları
    Koşarak girmek istiyoruz, semânın yolumuzu gözleyen eşiğinden
    Artık seyretmekten vazgeçmişler engebeli yolların ıssız duraklarını
    Kan tüküren yolcular ağır mânâlara yelken açmakla uğraşırken
    Haşyet duyarak uyandı yıllardır rüyâ gördüğü beşiğinden

    Özleyince böyle oluyorum, karıncalar yağmur tânesinde boğuluyor
    Sonra dünyâ bir toz zerresi oluyor dimağımın uzay boşluğunda
    Yorgun bir kar tânesiyle değindin mi, insanın içini donduran konulara
    Kızgın bıçakla çıkarıyor musun pişmanlıklarını kurşun yarasının deşiğinden
    Yanıt bulabildin mi yokluğumda, cevâbı olmayan çılgın sorulara
    Zarif bir hayâlin kan çanağı gözleriyle azarlamıyorsan hasreti bağırarak
    Beni sensizliğimle baş başa bırak


    Türker
    19 Mart 2012
     
    Son düzenleme: 23 Eyl 2016
    Büşra bunu beğendi.
  2. Büşra

    Büşra Unadikum! Üye

    En çok ermiş kişinin sözünü beğendim ..çok manidar geldi...
    Yürek kaleminize bereket ...
     
  3. Türker

    Türker Gayretli Üye Üye

    Teşekkür ederim Büşra hanım, okuyan gözlerinize sağlık.

    "Kraliçenin yalanlarından, içtenliğini önleyenler sorumludur" dedi, ermiş kişi.

    Yalan söylemek zorunda kalan kişiye mi kızmalı, yalan söylemek zorunda bırakan kişiye mi?

    Patriarkal toplumlarda, özellikle gönül ilişkilerinde veyâ sosyal yaşamın herhangi bir alanında kadınlar erkekler tarafından baskı görüyorlar. Kadın birlikte olduğu erkeği seviyorsa sevdiği kişiyi kaybetmemek için yalan söylemek zorunda kalabiliyor. Zîrâ karşısında devamlı baskı yapan, duymak istediklerini söylemediğinizde, egosunu şişirmediğinizde ilişkiyi bitirmekle tehdît eden bir erkek var. Erkek kadını âdetâ bir heykeltraş gibi yontmak istiyor.

    Velhâsılıkelâm, kraliçeyi suçlamamak lâzım. Kraliçenin de bir kişiliği olduğuna ve kişisel görüşlerini içtenlikle beyân etmesine tahammül edemeyen, vurduğu her çekiç darbesiyle özgüven eksikliğini gizlemeye çalışan heykeltraşı suçlamak gerek.
     
    Son düzenleme: 24 Eyl 2016
  4. adams77

    adams77 Kıdemli Üye Üye

    Selam,

    Suçlu yada suçlamak bence yanlış çünkü bilmiyoruz ve deneyimleyerek öğrenmeye çalışıyoruz. Bu süreç işte bizi zikr 'e götürüyor. Her öğrendiğimiz bizde korunuyor ve gelişerek tekamül etmemize yardımcı oluyor. Hem kraliçe öğreniyor hemde heykeltraş böylece aynı sorunlarla ile bir daha karşılaşmamış oluyoruz. Belkide heykeltraş bir biri ardına elde ettiği deneyimleri sayesinde üzeri olumsuzluklar ile örtülmüş özgüvenini gün yüzüne çıkaracaktır. Böylece mükemmel eserini ortaya koyacaktır. Sanırım böylece hem kraliçe memnun olacaktır hemde heykaltraş
     
  5. Cenan

    Cenan Gayretli Üye Üye

    Allah rasulü; "Ben cevamiü'lkelim ile gönderildim." buyuruyor.
    Az ve öz yazsak daha anlaşılabilir olmaz mıyız?
    Hayır başından başlıyoruz sonuna geldiğimizde başını unutuyoruz, arada ne düşündüğümüzü hatta söyleyebileceklerimizi de unutuyoruz.
     
    Son düzenleme: 24 Eyl 2016
  6. Türker

    Türker Gayretli Üye Üye

    Milletin ağzına sakız olan "ahlâk" diye bir kelime var. Mahallenin Ahmet ağabeyi eşinden başka bir kadınla birlikte olunca "çapkınlık" oluyor. Hattâ bununla övünüyor arkadaş çevresinde. Aynı şeyi mahalledeki bir kadın yapsa, yâni eşinden başka biriyle birlikte olsa "fâhişelik" oluyor. Hattâ işin sonu cinâyete kadar gidiyor. Bu nasıl bir ahlâk anlayışıdır böyle? Ayrıca ahlâk yöresel midir, evrensel midir? Evrensel, yâni bütün insanlık âleminin müşterek bir ahlâk anlayışı var mı?

    Eskimolar (İnuit ve Yupikler) misâfirlerine kendi hanımlarını bir geceliğine ikrâm ediyorlar. Onların ahlâk anlayışına ve geleneklerine göre doğru olan budur. Aynı şeyi Katolik bir İtalyan âilesi yapabilir mi? İmkânı yok. Kişi dünyâya geldiği kültürün, yetiştiği ortamın ahlâkî dayatmalarıyla ahlâkî görüşlerini biçimlendiriyor. Yâni "süperego" faktörü var. Ahlâkı felsefî açıdan irdelemek gerekiyor.

    İnsan beyni boş bir levhâ, "Tabula Rasa" olarak dünyâya geliyor. Hülâsâ içgüdülerimiz hâricinde, doğuştan gelen bir ahlâk anlayışımız yok. Bu iddiamın doğruluğunu Nahl Sûresi'nin 78. âyetini referans göstererek kanıtlıyorum.

    "Sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmez bir hâlde çıkaran, belki şükredersiniz diye sizin için işitme, görme ve duyma-düşünme kâbiliyeti takdîr eden Allah'tır." (Nahl 78)