Asaf Halet Çelebi Şiirleri

'Şiir Antolojisi' forumunda muallim08 tarafından 11 Eki 2016 tarihinde açılan konu

  1. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Asaf Hâlet Çelebi
    Asaf Halet Çelebi (d. 27 Aralık 1907, İstanbul - ö. 15 Ekim 1958, İstanbul), şair.

    İlhamını Asya, tasavvuf ve dinler tarihinin ünlü kişilerinden, eski Doğu medeniyet ve masallarından alan egzotik şiirleriyle tanınmış cumhuriyet devri şairidir.[1]Türk şiirinde modern-gelenekçi anlayışın temsilcisi kabul edilir.[2] Kendisinden sonra gelen nesli soyut şiir anlayışının Türk Edebiyatı'ndaki ilk tanımlarını yaparak etkilemiştir. Divan ve Fars edebiyatı ile ilgili inceleme ve çevirileri vardır. Türk sanat müziği konusunda derin bir bilgisi olan sanatçı[3] resim, müzik ve bilimle ilgili makaleler de yayımlamıştır.[4]

    Yaşamı
    1907’de İstanbul’un Cihangir semtinde dünyaya geldi. Nüfustaki adı “Mehmet Ali Asaf”tır. Babası Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi Müdürü Mehmet Sait Halet Bey'dir. Mevlana’ya duyduğu sevgi nedeniyle “Çelebi” soyadını almıştır.[3]

    Galatasaray Lisesi'nde 8 yıl eğitim gördü. Dini ve tasavvufi edebiyatla yakından ilgilenen babasından Fransızca ve Farsça, Mevlevi Şeyhi Ahmet Remzi Dede ile Rauf Yekta Bey'den musiki ve nota dersleri aldı. Kısa bir süre kaldığı Fransa'dan dönüşünde üç yıl Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi'nden mezun oldu.

    Eğitimini tamamladıktan sonra Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi zabıt kâtipliği yaptı. Osmanlı Bankası, Devlet Deniz Yolları İşletmesi'nde çalıştı. 1945 yılında dayısının kızı Nermin Çelebiler ile evlendi; bu evlilikten Ömer Halet adında bir oğlu oldu.[5] Yaşamını İstanbul’un Beylerbeyi semtindeki köşkünde sürdürdü. [2] 1946 Türkiye genel seçimlerinde İstanbul’dan bağımsız milletvekili adayı oldu ancak seçimi kazanamadı. Uzun süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında kütüphane memurluğu yaptı. 15 Ekim 1958’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.

    Sanatı
    Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. On sekiz yaşlarına kadar aruz vezniyle klasik divan şiiri tarzında rubai ve gazeller yazdı; ancak bu şiirlerle o günkü edebiyat anlayışında bir yenilik yapılamayacağını anlayarak bundan vazgeçti.[6] 1937'den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı.

    Yeni şiir akımının önde gelen dergilerinden Ses, Hamle, Sokak, Servet-i Fünun-Uyanış'ta ve Gün gazetesinde 1938-1941 yılları arasında ilk şiirleri yayınlandı. Bu şiirlerinde ergenlik çağına ait duygular, çocukluk, masallar ve tekerlemelerin gerçeküstü dünyası gibi temaları kullandı; soyut şiirin o dönemdeki tek temsilcisi oldu. İlk defa 1939 yılından itibaren yayımladığı ve kapalı garip ifadesiyle devrin şiir okuyucusunu yadırgatan yeni şiirleriyle edebiyat çevrelerinin dikkatini çekti.[6] Şair, mensur şiir ya da şiirsel düzyazı olarak adlandırılabilecek bir tarzda da kalem denemelerine girişmiştir. İlk örneğini 1938 yılında yayımlanan "Kasap" ile verdiği bu tarzda sekiz metin yazdı.[4]

    Çelebi, 1940'tan sonraki Türk şiirine daha çok ses yankılanmaları yoluyla, İslam tasavvufu ile eski Doğu din ve kültürlerinden aldığı yeni tem ve motiflerle değişik bir söyleyiş getirdi.[6] Bütün bir insanlık tarihinden izler taşıyan ve tadına varmak için ilgili tüm kültürlerden haberdar olmayı gerektiren şiirler yazdı.[6] Hırsız, Trilobit ve Cüneyd adlı şiirlerinin Fransızca çevirileriyle birlikte 45 şiirin bulunduğu He'nin (1942) ardından aynı çizgide on şiirin yer aldığı Lamelif'i (1945) yayımladı.

    1940’larda liberal hatta sosyalist kimlikli yayın organlarında yazıları yayımlanan Çelebi, özellikle haftalık Gün gazetesindeki yazılarında, dönemin başlıca tartışma konusu olan eski-yeni meselesini işledi; eski kuşakları oldukça sert ifadelerle yerdi.[4] Doğulu sanatçılara yönelik incelemeleri ve kitap tanıtma yazıları yazdı. 1940-1942 yıllan arasında resim, müzik ve bilimle ilgili yazılar da kaleme aldı. 1942-1949 arasında yazılarına ara veren sanatçı, 1949’dan itibaren muhafazakâr dergilerde adını duyurmaya yöneldi.[4] İlgisi Hint edebiyatı’na yöneldi ve işlediği konulara İslami cepheden bakmaya başladı.

    Bütün şiirlerini topladığı ve daha önceki kitaplarında yer almayan sekiz şiiri içeren Om Mani Padme Hum (1953), 1953’te yayımlandı. Yeditepe (1950), İstanbul (1954-1956) ve Türk sanatı (1958) dergilerinde şiirlerini yayımlamayı sürdüren Asaf Halet, İstanbul dergisinde yayımladığı Benim Gözümle Şiir Davası (Temmuz-Aralık 1954) adlı altı makalede poetikasını açıkladı. Ses, imge, anlam ve düşünce olarak kültürler arası ve metinler arası bir nitelik taşıyan şiirleriyle Asaf Hâlet, Türk şiirinde "modern-gelenekçi" tavrın temsilcisi oldu.

    İlk dönem eserlerinin ardından, şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getiren şair, şiirin tıpkı hayatta olduğu gibi soyut araçlarla soyut bir dünya yarattığına inandı. Kendisinden sonra gelen nesli soyut şiir anlayışının Türk Edebiyatı'ndaki ilk tanımlarını yaparak etkiledi. Şiire bakış açısını "Mesela esasen, müşahhas malzeme ile mücerret olan hayali yaşatabilmektir. Yani mücerret şiir, bilakis mücerret mefhumlu kelimelerden mümkün mertebe soyunmuş olan ve toplu bir halde mücerret bir mana anlatan ve bize o ihtisası veren ruh anının ifadesini taşıyan şiirdir." diyerek açıkladı.[kaynak belirtilmeli]

    Şiirlerinin yanı sıra eski edebiyat ile ilgili çalışmalarıyla da tanınan Çelebi, Hint ve Fars Edebiyatları üzerine yaptığı çalışmaları dergilerde ve kitaplarda yayınladı. Bu konuda yazdığı makalelerden biri 1949 tarihli Şadırvan Dergisi'nde bulunabilir. Ayrıca, çeşitli dergilerde yayınlanan düz yazıları ve Hint edebiyatı üzerine makalelerini Semih Güngör, Asaf Halet Çelebi incelemesiyle birlikte yayınladı.
     
  2. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Eserleri
    Şiir
    • He (1942)
    • Lâmelif (1945)
    • Om Mani Padme Hum (1953)
    • Bütün Şiirleri (1998, sağlığında yayınladığı 3 şiir kitabına girmemiş şiirlerin ide içerir)
    Araştırma
    • Mevlâna’nın Ruabileri (1939)
    • Mevlâna Hayatı- Şahsiyeti (1940)
    • Konuşulan Fransızca(1940)
    • Molla Câmi (1940)
    • Eşrefoğlu Divanı (1945)
    • Seçme Ruabiler (1945)
    • Pali Metinlerine Göre: Golama Buddhac
    • Les Roubaiat de Mevlôna d'Jelal -eddin Roumi(1950)
    • Divan Şiirinde İstanbul (1953)
    • Naima (monografi, 1953)
    • Ömer Hayyam (1954)
    • Mevlâna ve Mevlevîlik (1957)
    • Harikulade Masal (Alfred Rizzo'dan tercüme)
     
  3. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

  4. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    ibrahim
    içimdeki putları devir
    elindeki baltayla
    kırılan putların yerine
    yenilerini koyan kim

    güneş buzdan evimi yıktı
    koca buzlar düştü
    putların boyunları kırıldı
    ibrahim
    güneşi evime sokan kim

    asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
    buhtunnasır put yaptı
    ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
    güzeller bende kaldı
    ibrahim
    gönlümü put sanıp kıran kim”



    Asaf Halet Çelebi
     
    Rosasepia bunu beğendi.
  5. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Cüneyd

    bakanlar bana
    gövdemi görürler

    ben baska yerdeyim

    gömenler beni
    gövdemi gömerler

    ben baska yerdeyim

    aç cübbeni cüneyd

    ne görüyorsun

    görünmeyeni

    cüneyd nerede
    cüneyd ne oldu

    sana bana olan
    ona da oldu

    kendi cübbesi altinda
    cüneyd yok oldu


    Asaf Halet Çelebi
     
  6. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    He

    vurma kazmayi
    ferhâaad

    he'nin iki gözü iki çesme
    âaahhh

    dagin içinde ne var ki
    güm güm öter
    ya senin içinde ne var
    ferhâaad

    ejderha bakisli he'nin
    iki gözü iki çesme
    ve ayaklar altinda yamyassi

    kasrinda sirin de böyle agliyor
    ferhâaad


    Asaf Halet Çelebi
     
  7. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Nurusiyah

    bir vardim
    bir yoktum
    ben dogdum
    selimi salisin köskünde

    sebepsiz hüzün hocamdi
    los odalar mektebinde
    harem agalari lalaydi
    kara sevdâma
    uyudum
    büyüdüm
    ve nûrusiyâha agladim

    nûrusiyâha agladigim zaman
    annem süzudilâra idi
    ve babam bir tambur
    annem süstü
    babam küstü
    ama ben niçin hâlâ nûrusiyâha aglarim
    nûrusiyâaah
    nûrusiyâaahhh


    Asaf Halet Çelebi
     
  8. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Kadincigim

    oyluk kemigimi çikarip
    kendime bir kadincik yaptim
    ve bir samar vurup
    rafa oturttum

    ben evden çikinca
    kadincigim yemeklerimi pisirdi
    söküklerimi dikti
    ve aksam olunca
    korkusundan
    çikip rafa oturdu

    geceleri kadincigimin dizlerine korum basimi
    ve üç kil koparinca
    uyurum


    Asaf Halet Çelebi
     
  9. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Mansur

    renkler güneşten çıktılar
    renkler güneşe girdiler
    renkler güneşsiz öldüler
    ne renk gerek bana
    ne renksizlik

    güneşler bir yerden çıktılar
    güneşler bir yere girdiler
    güneşler onsuz öldüler
    ne aydınlık gerek bana
    ne karanlık

    şekiller bir yerden geldiler
    şekiller bir yere gittiler
    şekiller görünmez oldular

    büyük köşe vur
    bütün sesler bir seste boğuldu
    mansûr

    mansûuur
     
  10. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    tahtadan yaptığım adam
    ne yemek yiyor
    ne konuşmak biliyor
    kaskatı gözlerle
    görünmez yerlere bakıyor

    tahtadan yaptığım adam
    hatırlıyor ki
    bir zaman
    nefes alan
    ince ince yaprakları vardı
    toprağı istiha ile yiyen
    liften
    ince ince ağızları vardı

    tahtadan yaptığım adam
    ağaçtan uzaklaştı
    ve insana yaklaştı
    yazık ki
    ne insan oldu
    ne ağaç

    Asaf Halet Çelebi
     
  11. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Kitaplar
    kargacık
    burgacık
    yazılar
    yazılar dolu kitaplar
    kitaplar dolu yazılar
    tüylü tüysüz kargalar
    yazılar
    yazılar dolusu mürekkep
    mürekkepten şekiller
    F H
    Z U
    D W

    yarısı kopmuş sicim
    yarısı kopmuş kitap
    ciltli kitap
    ciltsiz kitap

    sahifelerdeki yazılar beynimde
    beynimdeki yazılar havada
    ve harfler muallâkta

    yazıların dili yok
    benim dilimle söylüyor yazılar
    yazılarin dili yok

    gotik yazılarda ıhlamur
    çincelerde çam
    hiyeroglifte baykuş
    ayak
    ve ince adam

    mehtapta sarhoş ahûlar
    ve yandan bakan göz
    ta'lik yazılarda

    ve sahifeler bomboş

    Asaf Halet Çelebi
     
  12. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    İnsanlar

    yeryüzünde olmuşlar

    kafaları kafama benziyor
    elleri ayakları var
    benim de var

    su istiyorum
    su veriyorlar
    meramımı anlıyorlar
    ağzımın kımıldanışından
    dokununca gövdelerine
    kaçmıyorlar

    soruyorum kim olduklarını
    insanız
    diyorlar

    Asaf Halet Çelebi
     
  13. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Nedircik Yavruları


    kilimimde namaz kılmaya gelen ayaklar
    ve en çok küçük parmakları
    beni görmeden üstüme basarlar

    şaşarım beni işleyene

    kilimimin nakışları
    nedircik yavrularına benzer
    ki çocukluğumdan beri çok uğraşırım
    nedircik yavrularıyla

    Asaf Halet Çelebi
     
  14. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    Hırsız

    pencereden giren mehtap
    bu evde hırsız var
    mehtapta
    pencerede oturmuş
    beni görüyorum

    kapıyı çalsam
    içerden ben çıkacağım
    içerden çıkacak beni
    ne kadar görmek istiyorum

    penceredeki beni uyandırmalıyım
    içerde hırsız var
    içerdeki hırsızın
    ben olacağımdan korkuyurum

    Asaf Halet Çelebi
     
  15. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    ÂSAF HÂLET ÇELEBİ’NİN GAZELLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
    Can ŞEN
    *
    Serpil AKGÜL
    **
    Özet
    Modern Türk şiirinin önemli isimlerinden birisi olan Âsaf Hâlet Çelebi, şiir serüveninin başlarında divân şiiri kalıplarıyla gazeller yazmıştır. Bu çalışmamızda divân şiiri kalıplarını sonradan terk eden Çelebi’nin gazellerini inceleyip divân şiirine bağlılığını ve daha sonra yazdığı şiirlerle gazelleri arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalıştık.

    Giriş:
    Modern Türk şiirinin önemli isimlerinden nev’i şahsına münhasır bir şair olan Âsaf Hâlet Çelebi “He”, “Lamelif” ve “Om Mani Padme Hum” adlı eserlerindeki şiirleriyle tanınmaktadır. Bu kitaplardaki şiirler Âsaf Hâlet’in şair şahsiyetini oluşturan orijinal çalışmalardır. Bunların yanında bir de gençlik yıllarında ikisi aruz, ikisi hece vezniyle yazılmış olan “Şermi”, “Hayret”, “Neşemiz” ve “Kuytu Bağ” şiirleri ile dört gazeli
    vardır (Kırımlı 2000: 47-49). Biz bu çalışmamızda Âsaf Hâlet’in divan şiiri kalıpları ile yazdığı dört gazelini inceleyeceğiz.Çalışmamızda şiir serüvenin ilk basamağının bir kısmını inceleyeceğimiz Âsaf Hâlet’in şiirinin gelişimini Mustafa Miyasoğlu üç basamakta ele almaktadır:
    “Âsaf Hâlet Çelebi’nin şiirinde birbirinden farklı üç dönemin varlığı gözle görülür niteliktedir. İlk dönemi, eski kültürümüze bağlı olarak divan şiiri anlayışıyla yazdığı gazellerdeki şiir anlayışı. İkinci dönemi, Garip şiirinin yaygın olduğu dönemlerdeki şiirlerinin mizah gazetelerine bile konu olan garip tutumu.
    1
    Üçüncü ve çok belirgin dönem, İslâm tasavvuf kültüründen yararlanan nev’i şahsına münhasır bir şiir anlayışı ve ürünleri. (…)”(Miyasoğlu 1993: 24)
    Bu ilk basamağı oluşturan “divan şiiri” anlayışıyla yazılan dört gazelin üçü İbnülemin Mahmut Kemâl İnal’ın Son Asır Türk Şâirleri’nde neşredilen
    “İçip içip yine mest-i şarâb-ı nâb olalım / Düşüp de yerlere alûde-i türâb olalım”, “Tesiri yok şarâbın dilde olan melâle / Olsun şikest elinden gönlüm gibi piyâle”
    ve
    “Safir-i nâyı ne dem istimaa başladılar / Huzûr-ı aşka varup ittibaa başladılar”
    matlalı gazelleri (Kırımlı 2000: 48, Miyasoğlu 1993: 32, 39-40) ve dördüncüsü ise Sadeddin Nüzhet Ergun’un “Türk Şâirleri” eserinde yer alan
    “Şarâb-ı hayreti nûş eyledik hamûş olduk / Ezelde mest olup âzad-ı fehm ü hûş olduk”
    matlalı gazelidir.
    2
    Biz bu gazelleri sadeleştirip nesre çevirdikten sonra Divan şiiri geleneğine bağlılığını ve Âsaf Hâlet’in daha sonraki dönemlerinde yazdığı şiirleriyle bağlantılarını incelemeye çalışacağız.
     
  16. muallim08

    muallim08 Kıdemli Üye Üye

    1- Gazellerin sadeleştirilip nesre çevrilmesi:a)Birinci gazel:

    me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün/ fe i lün
    ( ._._/. . _ _/ ._._/. . _ )
    1.
    İçip içip yine mest-i şarâb-ı nâb olalım Düşüp de yerlere âlûde-i türâb olalım
    2.
    Cihanda olmadı bir lâhza gönlümüz âbâd Bu bâğ-ı köhne harâb olmadan harâb olalım
    3.
    Bekâ-yı âlemi bildim efsânedir âhir Olursa Cem gibi bir hoş hayal ü hâb olalım
    4.
    Kadeh kadeh içerek âb-ı âteş efrûzu
    Sonunda içmek için bi-tüvân ü tâb olalım
    5.
    Bakıp harâb hâlimize gamze-i harâb ile O şûhdan ne olur lâyık-ı itâb olalım
    6.
    Hicâb manii vasl-ı nigâr imiş Âsâf Çekip piyâle-i serşârı bi-hicâb olalım (Çelebi 2004b: 95)
    1.

    İçip içip yine saf şarabın sarhoşu olalım. (Bu sarhoşlukla) yerlere düşerek toprağa karışalım.
    2
    . Gönlümüz dünyada bir an (bile) şen olmadı. Bu köhne, eskimiş bağ (dünya) harap olmadan (biz) harap olalım.
    3
    . Âlemin sonsuzluğunun sonu olan bir efsane olduğunu bildim. Olabilirsek Cem gibi bir hoş hayâl ve uyku (rü’yâ) olalım.
    4
    . Ateş gibi parlayan (bu) sudan (şaraptan) kadeh kadeh içerek sonunda (yeniden) içmek için güçsüz kalalım.
    5
    . Perişan hâlimize harap olan yan bakışlarla bakan o şuh güzelin azarlamasına, ne olur, lâyık olalım.
    6
    . Ey Âsaf! Utanma, sevgiliye kavuşmaya engel imiş. Ağzına kadar dolu olan kadehten içip utanmayalım.
    b)İkinci gazel:
    mef’ û lü / fâ’ i lâ tün / mef’ û lü / fâ’ i lâ tün
    ( _ _ . / _ ._ _ / _ _ . / _ ._ _ )
    1.
    Tesiri yok şarâbın dilde olan melâle Olsun şikest elinden gönlüm gibi piyâle
    2.
    Nisyân ise murâdın fasl-ı şarâb dursun Çoktan şuuru kılmış câm-ı lebin izâle
    3.
    Hâl-i harâbı şerh et nâyınle ben hamûşum Mestim o rütbe ey gül yok dilde tâb-ı nâle
    4.
    Vechim gibi mükedder fikrim gibi perişân Benzer bahâr-ı hüsnün ermektir zevâle
    5.
    Yok bir nedim-i hoş-gû Âsâf bizim hayfâ Farz et ki gül açıldı hem geldi devr-i lâle (Çelebi 2004b: 95)
    1.

    Gönüldeki melâle şarabın tesiri yok. (Senin) elinden kadeh gönlüm gibi kırılsın.
    2.
    Eğer dileğin unutmak ise şarap faslı bitsin. (Çünkü) dudağının kadehi çoktan şuuru ortadan kaldırmıştır.
    3.
    Neyinle harap hâlimi açıkla, ben suskunum. Ey gül, o derece mestim ki gönülde inleyecek kuvvet yok.
    4.
    Yüzüm gibi kederli, fikrim gibi perişan; bahara benzeyen güzelliğin sona ermektedir.
    5.
    Âsaf yazık sana! Tatlı dilli bir nedim (arkadaş)in yok. Gülün açıldığını, lâle devrinin geldiğini farz et.
    c) Üçüncü gazel:
    me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün/ fe i lün (fâ’ lün)
    ( ._._/. . _ _/ ._._/. . _ )
    1.
    Safir-i nâyı ne dem istimâa başladılar Huzûr-ı aşka varıp ittibâa başladılar
    2.
    Enîn-i çengimi gûş eyleyip benât-ı felek Nigâh-ı mestim önünde semâa başladılar
    3.
    Duyunca fehm ü hıred vecd-i cinnet-efzâmı Harâb hâne-i dilden vedâa başladılar
    4.
    Gören hurûşumuzu bezmimizde lâl oldu Gâm-ı cihânı koyup irtidâa başladılar
    5.
    Şua-ı şems-i cihân-tâbı aşktan Âsâf Garik-i nûr olarak iltimâa başladılar (Çelebi 2004b: 96)
    1.

    Ne zaman ki neyin ince, güzel sesini dinlemeye başladılar; aşkın huzuruna varıp (ona) uymaya başladılar.
    2.
    Feleğin kızları inleyen çengimi dinleyince sarhoş bakışım karşısında sema etmeye başladılar.
    3.
    Akıl ve anlayış cinnet arttıran vecdimi duyunca perişan gönül evinden ayrılmaya başladılar.
    4.
    Coşkumuzu görenler meclisimizde suskun oldu. Cihanın sıkıntısını (sıkıntısından şikâyeti) bırakıp razı oldular.
    5.
    Âsaf! Cihan güneşinin ışıklarının parlaklığı aşktandır. Nura batmış hâlde parıldamaya başladılar.
    d) Dördüncü gazel:
    me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün/ fe i lün (fâ’ lün)
    ( ._._/. . _ _/ ._._/. . _ )
    1.
    Şarâb-ı hayreti nûşeyledik hamûş olduk Ezelde mestolup âzâd-ı fehm ü hûş olduk
    2.
    Göründü hüsn-i ezel çehresinde hûbânın Bu yüzden aşk-ı mecâziyle pür hurûş olduk
    3.
    Hevâ-yi nây ile âheng-i çenge peyrev olup
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Can ŞEN, Serpil AKGÜL
    2009 - II
    97
    Piyâle nûş ü hem âvâze-i surûş olduk
    4.
    Dolunca nûr-ı siyâh-ı nigâh ile diller Libâs-ı mâtemi giydik siyâh-pûş olduk
    5.
    Bahâr onun neye soldurdu revnâkın söyle Neden hezârı iken Âsafâ hamûş olduk (Kırımlı 2000: 123)
    1.
    Hayret şarabından içince suskun olduk. Ezelde mest olup akıl ve anlayıştan kurtulduk.
    2.
    Güzellerin yüzünde ezel güzelliği göründü. Bu yüzden mecazi aşkla (dolup) coştuk.
    3.
    Neyin nefesiyle çengin ahengine uyarak kadeh (dolu içki) içtik ve melek tabiatlı olduk.
    4.
    Gönüller bakışın siyah nuruyla dolunca matem elbisesi giydik, siyahlar örtündük.
    5.
    Ey Âsaf! Bahar onun parlaklığını niye soldurdu, söyle! Bülbül iken neden susar olduk?
    2- Çelebi’nin gazellerinin biçim ve anlam özellikleri:a) Divan şiiri geleneğine bağlılık:
    Mustafa Miyasoğlu, Çelebi hakkındaki incelemesinde onun gazelleri hakkında şöyle demektedir:
    “(…) ‘Âsaf’ adına son beyitlerinde yer veren bu gazeller, 1930’lu yıllarda yazılmış ve tarz olarak da tam bir klâsik tavır ortaya koymaktadır. Divan şairlerinin dil ve duyarlığının belirgin olduğu bu şiirler, yirminci yüzyılda eser veren bir kısım şairleri hatırlatmaktadır. Tokadizâde Şekip, Adanalı Ziya ve Ferit Kam bu tür eser veren şairlerdendir ve Yahyâ Kemâl’in Eski Şiirin Rüzgârıyla adlı kitabındaki şiirler de bunlar arasında sayılmaktadır. Yahyâ Kemâl’in şiirlerinde görülen öz yeniliği gazel tarzında da bulunmasına rağmen Asaf Hâlet’in gazelleri her bakımdan eski tarzın bütün özelliklerine sahip. Dil, ifâde, mazmun ve öteki özellikler yönünden, tam bir divan şairidir Asaf Hâlet bu gazelleriyle. (…)”(Miyasoğlu 1993: 32)
    Bu kısımda Miyasoğlu’nun
    “tam bir divan şairi”
    dediği Çelebi’nin gazellerinde Divan şiirinin özelliklerini tespit etmeye çalışacağız.
    -Vezin ve kâfiye kullanımı:
    Divan şiirinin vazgeçilmez bir unsuru olan arûz ölçüsüyle kaleme almıştır Âsaf Hâlet gazellerini. Çelebi birinci, üçüncü ve dördüncü gazellerini aruzun “bahr-i müctes” kalıplarından me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün/ fe i lün ile; ikinci gazelini





    Can ŞEN, Serpil AKGÜL
    2009 - II
    103
    imaj olarak “Nigâr-ı çîn” şeklinde yer almıştır. Çelebi’nin “Ayna” adlı iki şiiri vardır. Birinci “Ayna” şiirinde (s. 27), aynada bir hayâl olarak gördüğü “çîn padişahının kızı”nı ikinci “Ayna” şiirinde “nigâr-ı çîn” şeklinde imajlaştırır. “Nigâr-ı Çîn” şiiri tamamen bu imaj üzerine kuruludur. Şiirin ilk kısmı şöyledir: “çîn-ü-maçîndeki nigâr gezer bendeki diyârda güler bende nigâr”“Bedri Rahmi” şiirinde ise bir masal havası içinde başka bir diyarı anlatır şair. Bu şiirde “nigâr-ı çîn” imajı şu şekilde yer almıştır: “parmakları söz söylemesini bilen adam o kilidi açdı ve benimle beraber nigâr-ı çîni aradı”Kabil Demirkıran “çin padişahının kızı”nın (nigâr-ı çîn’in) ölümü temsil ettiğini belirtmektedir (Demirkıran 2007: 26). Bu görüşten yola çıkarak gazellerde yer alan “nigâr”ın imajlaşma esnasında sevgili mânâsının genişleyerek “ölüm”e dönüştüğünü görürüz. Ölümün “nigâr”la (sevgiliyle) temsil edilmesi Mevlâna’nın “şeb-i arûs”unu hatırlatmaktadır.Çelebi’nin gazellerinde görülen Mevlevilik etkileri “Sema’-ı Mevlânâ” şiirinde yoğun bir şekilde görülmektedir. Bu şiir üçüncü gazeldeki semâ’ tasvirinin geliştirilmiş (ama gazeldekinin çok çok üstünde) bir şekli olarak düşünülebilir. Hilmi Yavuz’a göre
    “(…) Sema’-ı Mevlânâ, ilk bakışta, hem ilk yazı (Doğa’nın Yenidendoğuşu’nu) hem de ’vecd’, ‘temâşâ’, ‘fenâ’ ve ‘bekâ’ bağlamında ruhların Allah’ta Yenidendoğuşu’nu (fenâ’dan bekâ’ya) gösteren iki düzeyden (…)” (Yavuz 2005: 149)
    oluşan bu şiir kanaatimizce Çelebi’nin en başarılı şiirlerinde birisidir.Çalışmamızın önceki kısımlarında dördüncü gazelde yer alan “nûr-ı siyâh”ın Hüsn ü Aşk’ta da bulunduğunu belirtmiştik. Çelebi tıpkı “nigâr” kelimesini imajlaştırdığı gibi “nûr-ı siyâh” imajını da geliştirerek “Nûrusiyâh” şiirini (s. 23) kaleme almıştır. Çelebi bu şiirinde 3. Selim devrinden söz etmektedir. Bu şiirde şair 3. Selim’in musikişinaslığına, Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ına göndermelerde bulunmuştur. Şiiri üç bölüm hâlinde doğum, büyüme/yaşam (aşk) ve ölüm şeklinde ele alınabilir. Sûz-ı Dilârâ anne ve tambur babanın çocuğu bir bestedir. Şiirde konuşan bu bestedir. “Nûr-ı siyâh”; “Nûr-ı Muhammedî” ya da kalbin ortasında bulunan “nokta-ı süveydâ”yı temsil etmektedir. Bu şiirde ise
    “(…) tasavvufî anlamda bir ilahî varlığa ulaşabilmek için gelinmesi gereken en son noktanın imgesidir. (…)”
    14
    Çelebi “nûr-ı siyâh” imajını bu şekilde yeniden ele alarak güçlendirmiştir. Gazelde Şeyh Gâlib’den alınan ve “Nûr-ı Muhammedî” ya da “nokta-i süveydâ”yı temsil eden bu imaj “Nûrusiyâh” şiirinde ulaşılmak istenen bir nokta, bir mertebe hâline gelmiştir. Lakin şiirin son
    14
    Apaydın 2001: 28. Bu şiir hakkındaki bilgileri bu makaleden özetleyerek aldık. Ayrıntılı bilgi ve şiirin geniş tahlili için bu makaleye bakınız.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Âsaf Hâlet Çelebi’nin Gazelleri Üzerine Bir İnceleme
    2009 - II
    104
    kısmından bu mertebeye ulaşılamadığı anlaşılmaktadır: “annem sustu babam küstü ama ben niçin hâlâ nûrusiyâha ağlarım nûrusiyâaah nûrusiyâaahhh”
    Sonuç:
    Çalışmamızda Çelebi’nin gazellerini ilk planda sadeleştirip nesre çevirdik. Bundan sonra divan şiiri geleneğine bağlılığını ve şairin daha sonra yazdığı yeni tarzdaki şiirleriyle gazelleri arasındaki ilişkileri tespit etmeye çalıştık. Çalışmamızın sonucunda Çelebi’nin gazellerinin divan şiiri geleneğine bağlı olduğunu ve özellikle Nedim ile Şeyh Gâlib’den etkilendiğini; gazellerdeki bazı kullanımların ve ruh hâllerinin daha sonra yazdığı şiirlerde güçlenerek ve kesafet kazanarak yer aldığını, hatta bir açıdan gazellerin Çelebi’nin yeni tarzda yazdığı şiirlerin temeli olduğunu gördük. Âsaf Hâlet gazelleri ile tam bir divan şairidir ve divan şiirinden gelen etkiyi daha sonra yazdığı şiirlerde bilinçli olarak kullanmıştır. Belki de Çelebi’yi başarıya götüren etkenlerden birisi de geleneği bilinçli olarak kullanmasıdır. Kendi içinde büyük bir şiir alemi olan Çelebi’nin şiirleri üzerinde düşünürken gazellerini de göz önünde bulundurmanın yeni yapılacak çalışmalara büyük bir katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.
    Kaynaklar:
    ALPARSLAN, Ali (1988),
    Şeyh Galib
    , Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.APAYDIN, Mustafa (2001), “Asaf Hâlet Çelebi’nin Nûrusiyâh Şiirine Bir Bakış”,
    İlmî Araştırmalar,
    12: 28.ÇELEBİ, Asaf Hâlet (2004a),
    Bütün Yazıları,
    Haz: Hakan Sazyek, YKY, İstanbul.ÇELEBİ, Asaf Hâlet (2004b),
    Bütün Şiirleri
    , Haz: Selahattin Özpalabıyıklar, YKY, İstanbul.DEMİRKIRAN, Kabil (2007), “Asaf Hâlet Çelebi’de Masallar ve Düşler”,
    Türk Edebiyatı,
    410: 26.DİLÇİN, Cem (2005),
    Örneklerle Türk Şiir Bilgisi
    , TDK Yayınları, Ankara.DOĞAN, Mehmet Can (2007), “Acayipler Diyarı: Âsaf Hâlet Çelebi”,
    Merdivenşiir,

    12: 104.GÖLPINARLI, Abdülbâkî (1951),
    Nedim Divânı,
    İnkılâp Kitabevi, İstanbul.İPEKTEN, Halûk (2006),
    Şeyh Galip
    , Akçağ Yayınları, Ankara.KIRIMLI, Bilal (2000),
    Âsaf Hâlet Çelebi,
    Şûle Yayınları, İstanbul.
    Can ŞEN, Serpil AKGÜL
    2009 - II
    105
    MİYASOĞLU, Mustafa (1993),
    Âsaf Hâlet Çelebi,
    Akçağ Yayınları, Ankara.ŞEN, Can (2008),
    “Âsaf Hâlet Çelebi’nin Üç Rubaisi”, Doğu Edebiyatı,

    4: 81.Şeyh Galip (1975),
    Hüsn ü Aşk
    , Hazırlayanlar: Hüseyin Ayan, Orhan Okay, Dergâh Yayınları, İstanbul.YAVUZ, Hilmi (2005),
    Yazın, Dil ve Sanat,
    Boyut Kitapları, İstanbul.YÜKSEL, Sedit (1963),
    Şeyh Galip – Eserlerinin Dil ve Sanat Değeri,
    Ankara Üniversitesi, DTCF Yayınları, Ankara